Anlamak Üzerine...
Anlamak ve karşılıklı anlaşmak bütün canlıların ortak özelliğidir. Ama insanoğlu konuşabilen tek canlı türü olduğu için bu duygu daha gelişmiştir. Hatta bu konu ile ilgili bir söz vardır, "Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşır" diye. Ne yazık ki bu günümüzde pek mümkün değil. Çünkü insanoğlu içe döndükçe anlama ve anlaşma da zorlaşıyor. Bir de üstüne tahammülsüzlük de gelince içinden çıkılmaz bir hal oluyor.
İçe dönükler çok evet ama bir de sabit görüşlüler var. Ah bu çok fena... Hepimizin etrafında bu tarz insanlar mutlaka vardır. Onlar konuşmak neredeyse imkansızdır. Sizi yorarlar, yıpratırlar. Onlar için kendi fikirleri en doğrusudur. Harici fikri asla kabul etmezler, bu da yetmiyormuş gibi, sizi de kendi düşüncelerine ikna etmeye çalışırlar. Bu tarz insanlarla tartışmaya girmek, hortuma kapılmak gibidir. Döner, döner bir duvara toslarsınız ve bu zihninizi çok fena acıtır. İlk fırsatta oradan uzaklaşın. Onlar umutsuz vakka.
Ya kulak tıkayanlara ne diyorsunuz? Ne anlamak isterler, ne de anlaşılmak. Evet, anlaşılmak istemeyen.. Oraya birazdan değiniriz. "Günü Birlikçi" diyorum ben. Kimlere mi? Kulak tıkayanlara.. Yanındaki ev yansa umursamayanlara. Günü birlik yaşarlar. Yer çatlasa yanından geçer giderler. Sadece o günü yaşarlar. Onlara göre hayat tarzıdır. Bir çiçeğin açması gibi normal bir şeydir. Ben kulak tıkayanlardan olmadım. Nasıl olunur bilmem, bilmek de istemem.
Anlaşılmak istemeyen birine denk geldiniz mi? Bir insan nasıl anlaşılmak istemez? Genelde "Beni anlasınlar" diye yırtınırız değil mi? İşte herkes öyle değil. Nasıl anlatsam bilmem ki? Karşına alırsın, sorarsın, "Derdin nedir? Anlat hele" dersin. Çabalarsın konuşsun, içini döksün diye ama duvardan ses gelir, ondan gelmez. Üzülürsün de, "Amaaaan banane de" diyemezsin, öyle arafta kalırsın. O konuşmadan gözlerinden, sessizliğinden anlamaya çalışırsın derdini. Duymaya çalışırsın içindeki fırtınayı. Çünkü sessizin içindeki yangın büyük olur.
Bir de benim gibi anlaşılmak isteyen ama hep yanlış anlaşılanlar var. Konuşsalar olmaz, sussalar hiç olmaz. Sürekli "Ya öyle değil aslında" ya da "Ben öyle demek istememiştim ki" diye feryat ederler ama oda anlaşılmaz. Bu yüzden hep kaçarlar. Etraflarında fazla insan yoktur. Kalplerinin bir yanı hep buruktur. Hep mahrum kalırlar, tatlı bir sohbetten, samimi bir gülüşten. Çünkü güvenmekte zorlanırlar. Ya geç açılırlar, ya da hiç açılamazlar. Yazı yönleri daha gelişmiştir. Konuşmakta olan boşluğu, yazı ile ile doldurmaya çalışırlar. Her yerde kolay fark edilirler, ama bir o kadar da fark eden olmaz. Kolay fark edilirler çünkü, genelde yalnız dolaşırlar, karşısındaki sandalye boştur. Hiç fark edilmezler çünkü, galiba en acısı da bu kimse onun gönlüne dokunmak istemez. Çünkü, dokunsalar yanacaklarını bilirler.
SELİN SABCIOĞLU

Yorumlar
Yorum Gönder