AYAKLAN(MA)
Beş dakikamız bile olsa, mutlaka bir yerlerde otururuz. Geç kalmayı göze alıp, bahaneler bile bulduğumuz olur. Kabuğumuza öyle bir çekiliriz ki, zar zor dışarı çıkarız. Çıktığımız zamanlarda, cafe, restaurant var mı, diye kapalı mekan arayışına gireriz. Özellikle intente yaygınlaştıktan sonra, oturmaktan yakınırken, bir de yalnızlaştık. Halk tabiriyle “ASOSYAL” olduk. Spor yapmak için bile, kapalı mekanlara kapanıyoruz. Yaz mevsiminde piknik yapıyoruz, ama doğaya çöplük muamelesi yapıyor, bir çoğumuz. Hem böyle davranıp, bir de şikayetleniyoruz, üstelik. Biz şikayet ve bir o kadar da sakinlik içindeyken, dışarıda kıyametler kopuyordu. Biz arkası yarın programı seyreder gibi seyrediyorduk.
Ta ki Gezi Parkı’na AVM yapılması kararı çıkana kadar… Önce 4-5 kişi, sonra Türkiye ve tabi dünya ayaklandı. Şimdi ise, hem hiç bir şey olmamış gibi oturmamızı istiyorlar, hem de oturanlara sert müdahale de bulunuyorlar. Zaman oturma zamanı değil, zaman ayaklanma zamanı. 12 yılın yorgunluğunu, pasını atma zamanı… Daha önceki yıllarda yaptıkları gibi, başka konular ortaya atıp, asıl konuların üzerini örtmeye çalışıyorlar. Ama artık onların %50’si hariç, yemezler.
Ormanlık arazileri seri şekilde imara açtılar. Toki’ye sattılar, onlarda Araplara… Atatürk Orman Çiftliği’ni ve Orman Müzesi’ni katlettiler. Canlar, gözler, ormanlar kaybettik. Ama bir yandan da bir çok şey kazandık, Direnmeyi, birlikteliği, ve insanlığı kazandık.
Onlar ayaklan(ma) dediler, biz ayaklandık. İzin bitti, oturmak bitti. 12 yıllık güzellik uykusundan uyandı, güzel ülkemiz. Canı yandı, acı çekti, ama uyandı. Türkiyem artık parkta otur, piknikte otur, ama haksızlık karşısında OTURMA. BİR DE GEZİLERDE ORMANLARA ARKANI DÖNME, ONLARIN ARKALARINDAKİLERİ GÖREMEZSİN…
SELİN SABCIOĞLU.
23/08/2013

Yorumlar
Yorum Gönder