Kayıtlar

Mart, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

AYAKLAN(MA)

Resim
Beş dakikamız bile olsa, mutlaka bir yerlerde otururuz.  Geç kalmayı göze alıp, bahaneler bile bulduğumuz olur. Kabuğumuza öyle bir çekiliriz ki, zar zor dışarı çıkarız. Çıktığımız zamanlarda, cafe, restaurant var mı, diye kapalı mekan arayışına gireriz.  Özellikle intente yaygınlaştıktan sonra,  oturmaktan yakınırken, bir de yalnızlaştık.  Halk tabiriyle “ASOSYAL” olduk.  Spor yapmak için bile, kapalı mekanlara kapanıyoruz.  Yaz mevsiminde piknik yapıyoruz, ama doğaya çöplük muamelesi yapıyor, bir çoğumuz.  Hem böyle davranıp, bir de şikayetleniyoruz, üstelik.  Biz şikayet ve bir o kadar da sakinlik içindeyken, dışarıda kıyametler kopuyordu.  Biz arkası yarın programı seyreder gibi seyrediyorduk. Ta ki Gezi Parkı’na AVM yapılması kararı çıkana kadar…  Önce 4-5 kişi, sonra Türkiye ve tabi dünya ayaklandı. Şimdi ise, hem hiç bir şey olmamış gibi oturmamızı istiyorlar, hem de oturanlara sert müdahale de bulunuyorlar.  Zaman oturma zam...

RÜYA

Resim
Her günü bir biriyle aynıydı. Arada yani acil bir işi olduğunda dışarı çıkıyor, iki- üç saatte bitirip, dönüyordu. Arkadaş grubu olmadığından,tek başına olmayı alışmıştı. Ya da öyle sanıyordu. Geceleri kurduğu hayaller tezgahında, henüz hiç bir hayali gerçek olmamışken, bir de aşkı koysa hali nice olurdu? Düşünmesi bile bir yandan güzel, bir yandan korku vericiydi. Aman! zaten dört duvar arasında kimi bulacaktı ki? Balkon demirlerine aşık olacak değildi ya?   Aslında, biraz konuşkan olsa, bir de elleri olsa… Ay! Ne saçmalıyordu öyle?   Yalnızlıktan iyice beyni sulanmıştı. Neden uyanıyordu ki? Zaten yarını bugün yaşamıyor muydu? Yine “sıradan” lafını sıradan yapan bir gün geçirecekti, Yıldız. Gençti, ama ruhu bin yaşında gibiydi. Sabah olduğunda canı yataktan kalkmak istemiyordu. Hep aklından aynı soru geçiyordu: Neden sabah oluyor ki? Mutlu insanları gözümüze sokmak için mi?” Ama bu sorunun hiç bir zaman mantıklı bir cevabı yoktu, olamazdı da… Annesinin “yıldıız” diy...

Yalnızlığın Tablosu

Resim
Güzel bir yürüyüşün ardından deniz kenarında bir kayalığa oturuyorsun. Karşında kırmızıya boyanmış gün batımı. Deniz ise, lacivert elbisesini giyinmiş. Sağında ve solunda muhteşem bir doğa. Başını hafifçe yana çeviriyorsun, sarımtırak bir renk tonlaması. Mevsim değiştiğinin haberini veriyor. Sonra serin bir rüzgar esiyor. Doğadan sana bir demet çam kokusu armağan ediyor. İçin ürperiyor ama kalkmakta istemiyorsun. Oranın bir parçası olmak geliyor, içinden… Bütün dertleri, hayat kaygısını bırakıp sadece oranın olmak istiyorsun. Bulduğun bir dal parçasıyla kayalıkların arasından huzur arıyorsun. Bir yerden uçup gelmiştir ya da bir yere sıkışmıştır ve onu unutmuşlardır. Cebine koyup götürmek ve gittiğin her yere onuda taşımak istiyorsun. Hava giderek kararıyor. Soğuyor ve ürpermenin yerini üşüme alıyor. Mecbursun kalkıp gideceksin ve rüya bitecek. Üşümenin bedelini havaya aldanıp hırka almayarak, yalnızlığın bedelini ise, mutlaka bir yerlerden gitmek zorunda kalarak ödüyorsun. Aslında haya...

Belli mi? Ne Yani Değil mi?

Resim
Dün, bugün, yarın Aynı rayda Tek düzelik bile Daha cazip geliyor,  insan a. Tek düzende tek düzelik Dizili boncuk gibi Bir ipte sapasağlam Başı belli, sonu belli. Boncuk dandik olsun, pahalı olsun Tek düzelik bile Daha parıltılı geliyor,  insan a Hele bir de yalnız olunca… Aynı rayda, aynı ipte Cambaz misali Git, gel, ama daha dikkatli İki direk arası Başı belli, sonu belli Ölümle, hayat gibi. Dün bitti, bugün yaşanıyor, Yarın gelecek mi? Tek düzende, tek düzelik Ne hoş geliyor, kulağa Hele bir de tek başına olunca… SELİN SABCIOĞLU 

BEN BERKİN ELVAN

Resim
  BİR FİDAN DAHA KOPTU, TOPRAKTAN VATANINDAN, ANA KUCAĞINDAN BABA OCAĞINDAN. DİRENMENİN DİĞER ADIYDI, OYSA ADI TABELALARDA DEĞİL, KENDİ VÜCUDUNDA YAŞAMALIYDI. GÖK YÜZÜNE YÜKSELDİ BERKİN ELVAN BERKİNİMİZE İYİ BAKIN, ÖLÜMLÜ DÜNYA’NIN ÖLÜMSÜZLERİ…  SELİN SABCIOĞLU